Canım Üniversitem

 

marmara-universitesi-iletisim-fakultesinde-kavga-2-yarali-2

Benim okuduğum üniversite gerçekten tercih etmeden önce düşünülmesi gereken biryer.Facebook gibi sosyal ağlardan her sene bu konuda mailler geliyor.Durumun trajik olan kısmı bana soran kişilerden hiçbirine burayı tavsiye edemiyorum.Çünkü sistem olan söylentilerle hareket eden bir yapıya sahip.

Şu aralar tez konusunda bir gerilim yaşıyorum.Yani bu konuda belli bir açıklama veya internette duyuru gibi birşey beklemiyorum.Çünkü yıllardır böyle oldu.Gelişmeleri dedikodularla öğrendik.Sınavdan yarım saat önce sınav yerleri değişti afalladık…

Şu an bana bu konuda soru soranlara cevabım gayet açık : özel okula gidinGülümseme ha paranız yok mu ?

Bir sene daha sabredip burslu özel okula gidin devlet okulunda acı çekmeye gerek yok yani.Hastaneler gibi üniversitelerinde özelleri daha nitelikli oluyor.

ilerde de kimse size aa devlet okulunda mı okudun diye özel muamele yapmıyor.Hatta onların yanında vasıfsız eleman gibi kalıyorsunuz.

Güzel ve nitelikli bir eğitim hayatı yaşamanızı dilerim.

Mükemmeliyetçilik nedir ?

2579_2

Mükemmeliyetçilik beklentilerin yüksek olduğu ve tatmin olmama durumunu devamlı yaşanıldığı bir ruh hali.Ne yazık ki bende böyleyim.Sadece insanlar değil her konuda mükemmellik takıntısı gerçekten insanı yıpratıyor.

      Frost (1990), mükemmeliyetçiliğin doğasının ancak çok boyutlu bir bakış açısı ile anlaşılabileceğini ifade etmektedir ve bir ölçek geliştirmiştir. 2

Ölçeğin altı boyutu vardır:
1) Hata yapma endişesi/korkusu: Bu boyut, mükemmeliyetçilerin hata yapma endişesiyle beraber hatalara karşı aşırı tepki göstermesi ile ilgili bir boyuttur. Bireyin reaksiyonu ne kadar şiddetli ise kişinin mükemmeliyetçilik derecesi o kadar yüksektir. Frost’a göre mükemmeliyetçiliği doğasını açıklayan en iyi boyuttur.
2) Kişisel yüksek standartlar koyma
3) Ebeveynlerin beklentisinin yüksek olması
4) Eylemlerden şüphe duyma / emin olmama
5) Organizasyon: Düzene aşırı önem verme
6) Ebeveynlerin eleştiriciliği bazı araştırmacılar mükemmeliyetçiliği çok boyutlu olarak ele almışlar, fakat mükemmeliyetçiliğe olumsuz bakış açısını devam ettirmişlerdir.

Sonuç olarak insanın sinirli ve endişeli olmasına neden oluyor.Bu da günlük hayatta gruptan dışlanan insan haline gelmenize sebep oluyor.

Bende bu durumu yaşadığım için daha net yorum yapabiliyorum.Size tavsiyem ayrıntılara takılmadan anı yaşamaya çalışın.Bir  kişisel gelişim uzmanının bir sözü vardı : ‘’hayatı dikiz aynasından yaşamak’’.İşte bunu yapmamak gerekiyor.Çünkü kötü anılar ve sözler siz hatırladıkça daha fazla yer ediyor ve unutmak zorlaşıyor.

Bloğumun ismi de bu yüzden ‘’Carpe diem’’ yani anı yaşamak kelimesinin farklı hali.Ve devamlı bu sözü söyleyerek daha mutlu olabiliyorum.

M.

Travian 4

m   Travian browser oyunuyla staj yaptığım zaman tanıştım.Oyun zaman geçirmek için gayet güzel sisteme sahip bir oyun.Ve yeni sürümüyle göze hitap eden bir şekle bürünmüş.

Diğer oyunlarda olduğu gibi reklamlarla uğraşmıyorsunuz. Yani sağda solda hareket eden bir sürü reklam yok.Bu sayede rahatça oyun oynayabiliyorsunuz.

Ağlamaktan yorulduğum bir film

CAMINO~1

Camino on bir yaşında olağanüstü bir duygusallığa sahiptir. Hayatında tamamem yeni olan “aşık olmak ve ölmek” durumları ile aynı anda yüzleşmektedir. Her şeyden önce, Camino’nun yolunda her karamsar engel parlak bir ışıktır. Derin mutluluk hissetmek, aşık olmak ve yaşama arzusu için de yapılan her teşebüssüde kefenleyip karanlığa gömmektedir. Gerçek bir olaydan esinlenen “Camino”, koyu Katolik annesinin ve Kilise’nin baskısı sonucu ölüme giden genç bir kızın yaşamını konu alıyor.

Filmin ana hatları bu şekilde ancak yaşanan olaylar ve gerçek hayata dayanması sizi daha çok etkiliyor.Genelde duygusal filmlerden etkilenmeme rağmen filmin konusu ve sanırım Nerea Camacho’nun oyunculuğu beni duygulandırdı.

Oyunculuğu için ödül almasını da normal karşılıyorum.Ancak filmin sonunda 😀 … Tabiki bunu yapmayacağım.Filmi izlemenizi tavsiye ederim ancak insanın duygularına seslenen ve bu seslenişi abartan bir konusu var.

Bu filmi izledikten sonra birkaç komedi filmi izlemek ruh halinizi ancak düzeltebilir.İyi seyirler…

M.

Kadınları anlamak…

267303_10150229299069870_9206934869_7015310_1570899_n

Erkeklerin bazen oldukça yıprandığı önemli bir konu bence…Duygusal durumlarına göre kişilikleri değişebiliyor bazen.İzlediğim bir video bunu daha iyi anlatıyor.Onuda paylaşıyorum

M.

Kadınları anlama cihazı

Göksel baktagir hakkında

Göksel Baktagir–Yalnız sen

Göksel Baktagir, (d. 1966 Kırklareli) Kanun virtüözü ve bestekar.

1966 yılında Kırklarelinde doğdu. Müziğe sekiz yaşında,babası Muzaffer Baktagir’in gözetiminde başladı. 1983 yılında girdiği İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı‘ndan 1988‘de mezun oldu.Bu okulda bir yıl sonra lisansüstü eğitimine başladı. Aynı yıl, Tanburi Necdet Yaşar’ın genel sanat yönetmenliğindeki Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu‘nda kanun sanatçısı olarak çalışmaya başladı. Bu tarihlerde dahil olduğu "Necdet Yaşar Ensemble" ile İngiltere, Fransa, Danimarka, Belçika, Hollanda, Almanya, Kanada ve ABD‘nin çeşitli eyaletlerinde konserler verdi.

Beste çalışmalarına konservatuvar öğrenciliği yıllarında başlayan Göksel Baktagir’in, otuzbeşi sözlü ve yüzbeşi enstrümantal olmak üzere 140 civarında beste çalışması bulunmaktadır. Eserlerinin birçoğu TRT repertuarına alınmış, "Sazım" adlı Zavil saz semaisi, 1990 yılında T.R.T. tarafından düzenlenen bir yarışmada ödül kazanmıştır. "Tek Kelime" adlı muhayyerkürdi şarkısı, Milliyet gazetesi‘nin düzenlemiş olduğu 1997 yılının en sevilen 10 şarkısı arasına seçildi.

Baktagir, 1984 yılından beri, kanun icrasında diğer tekniklerin yanı sıra özellikle "sol el" için geliştirdiği kendine özgü bir teknik üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Kanun sazı üzerinde, geleneksel icra biçimlerinde günümüzün en önde gelen icracılarından biri olarak kabul edilen sanatçı, temelde bir Türk Musikisi enstrümanı olan sazının bütün imkânlarını ve sınırlarını değerlendirerek, bakış açısını diğer dünya müziklerine doğru genişletmiştir. Bu bağlamda New Age ve Caz gibi türlerde de başarılı örnekler sergilemiş, bazı Batılı caz topluluklarıyla konserler vermiştir. Göksel Baktagir’in klasik normlar çerçevesinde bestelemiş bulunduğu saz eserlerinden yirmi tanesini ihtiva eden "Okyanustaki Sesler", "Kervansaray-3", "Günlük", "Doğu Rüzgarı", "Okyanustaki Sesler-2(Cananım)", "Okyanustaki Sesler-3(Hüzün)" adlarını taşıyan CD ve kaset çalışmaları bulunmaktadır.

Baktagir, CNN Türk yapımı, "İstiklâl Marşı Belgeseli"nin müziklerini bestelemiştir.

Sanatçı ayrıca yayınlanmak üzere bir kanun metodu üzerinde çalışmaktadır. Bugüne kadar CD ve kaset olarak yayınlanmış eserlerinin yer aldığı bir nota kitabını da "Okyanustaki Sesler" adıyla yayına hazırlamaktadır. İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu‘ndaki asli görevinin yanında müzik çalışmalarını İstanbul Fasıl Topluluğu ve İstanbul Tasavvuf Musikisi (Dergah) Topluluğu‘nda da sürdüren Baktagir, geçen yıllar içinde Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı‘nda öğretim görevlisi olarak hizmet vermiştir. Sanatçı Füsun Baktagir ile evli ve BuğraCan ve Cansu adlı iki çocuk babasıdır.

M.

insan bazen yalnız kalmak ister…

025 (3)

İnsan bazen yalnız kalmak ister.Çevresindeki insanlar onu anlamaz ve onlardan uzaklaşır.Bu duruma sebep olan nedir diye düşünmek gereksiz bir uğraştır.Çünkü bu nedeni çoğu zaman bulamayız.

İstanbul bu konuyu fazlasıyla anlatıyor aslında.Hayatın gece gündüz durmadan devam ettiği ve her çeşit insanın bulunduğu ayrı bir dünya.Aslında her insan ayrı bir dünyadır denir.Neyse konudan sapmak istemiyorum şu an.Bu kadar kalabalık bir şehirde insan artık yalnız hissetmeye başlar kendini…Çünkü insanlar değişmiştir.Adres sormak için yaklaştığınız bir insan amacı nedir hırsız mıdır gibi sorularla sizden korkmaya başlıyor.Şehirleşme ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum çünkü küçük yerleşim yerlerinde herkes birbirini tanır ve daha samimi ilişkiler vardır.

Çoğu zaman otobüste şu sahneyi görüyorum : Yaşlı bayan ayaktadır ve oturan genç ona yer vermez.Daha sonra kadın yanındaki arkadaşına saygıyla ilgili birkaç sayfa bilgi verir.Konferansın temposuna dayanamayan gençte bayana yer verir ve sahne tamamlanır.Şu ana kadar otobüste bende bu sahneyi birçok kere yaşadım yer verdiğim bayanlardan da 1-2 tanesi bana teşekkür ederim diyebildi.İşte bu durumda somurtkan bir insan oluyorsunuz.Ve günlük hayatın verdiği stres,iş,hava,trafik… gibi etkenler sizi bu hale getiriyor.Ve sonuç artık sende onlardan birisin.Konuşma sırasında devamlı kendi dertlerinden bahsedersin ve başka kimseyi dinlemek istemezsin.Dinlemeyi unutursun yani…

Bir süre sonra anlatmaya gerek var mı dersin ? Nasıl olsa beni dinleyen kimse yok neden uğraşayım.Ve tek başına birşeyler düşünmeye başlarsın :

okul,ders,iş,kızlar … Konular çoktur ama söyleyecek bişey yoktur aklında.Sonra sahile gidersin denizi seyretmek iyi gelebilir düşüncesiyle.Ama orda da rahat yoktur.Sulandırılmış parfüm satanlar,ayakkabı boyacıları ve benim favorim çiftlere gül satmaya çalışan çingeneler.

Yalnız olmanın avantajlarından biri bu çingeneler sizinle ilgilenmez.Bu konuda bir istisna yaşadım ama.Bir kızı beklediğimi düşünerek bana yaklaştı ve atışını yaptı.Ona ‘kız arkadaşım yok ne yazık ki’ dedim.’’Bir gül al bulursun ‘’dedi.

Saatime bakıp vapura yetişmeye çalıştım çünkü çingeneyi ikna etmek oldukça zordu.Vapur kısmı daha can sıkıcıdır çünkü vapur aşıkların ulaşım aracıdır.

En köşeye oturup manzara seyretmek amacıyla yerleşirsiniz.Ancak karşınıza bir çift oturur ve herşey altüst olur.Kız eğer liseye gidiyorsa bu durum daha da çekilmez hale gelir.Çünkü bu kızların sesi çoğu ev sinema sisteminden fazla çıkıyor.Hava sıcaksa dışarı çıkıp onlardan kurtulabilirsiniz fakat soğuksa onların tüm programlarını dinlemek zorundasınız.

Neyseki vapur yolculuğu uzun sürmez ve eve vardığınızda biraz kafa dinlemek için fırsatınız olur.

M.